Kendi kendimizi sabote etmek: Ertelemek

Güncelleme tarihi: 31 Ağu

Her pazar yatmadan önce önümdeki haftanın işlerini düşünürüm. Sanırım zihnimi karşılaşacaklarına önceden hazırlıyorum.
Fakat her defasında geçmiş haftalardan sürüklenip gelen bazı işler olduğunu fark ediyorum. Yeni haftanın yapılacakları arasına sıkışıyor ve benimle birlikte yol almaya devam ediyorlar.
Bir yandan bu durumu kendime yakıştıramıyorum. Diğer yandan bitmemiş işlerin yarattığı gerginliği yaşıyorum. Ertelediğim anda kısa süreli bir rahatlama hissetsem de yük ortadan kalkmıyor. Yalnızca gelecekteki bir güne taşınıyor.
Her gecikme erteleme değildir
Bir işi daha fazla bilgi toplamak, öncelikli başka bir işi tamamlamak veya uygun zamanı beklemek için geciktirebiliriz. Bu bilinçli bir karar olabilir.
Erteleme ise olumsuz sonuçlarını bildiğimiz hâlde yapmayı planladığımız bir işi gereksiz yere geciktirmektir.
Araştırmalarda yetişkinlerin yaklaşık yüzde 20’sinin kendisini kronik erteleyici olarak tanımladığı görülüyor. Üniversite öğrencilerinde erteleme daha yaygın. Piers Steel’in kapsamlı incelemesine göre öğrencilerin yüzde 80 ile 95’i zaman zaman erteliyor. Yaklaşık yüzde 75’i kendisini erteleyici olarak görüyor. Öğrencilerin neredeyse yarısı ise bunu sürekli ve sorun yaratacak düzeyde yaşıyor.
Bu oranlar araştırmanın örneklemine ve ertelemenin nasıl tanımlandığına göre değişiyor. Bu nedenle bütün yetişkinlere veya öğrencilere ait kesin oranlar olarak değerlendirilmemeli.
İş hayatındaki ertelemeye ilişkin de pek çok oran paylaşılıyor. Ancak bunların önemli bir bölümü temsili olmayan çevrim içi anketlere dayanıyor. Daha önce kullandığım, çalışanların yüzde 76’sının her gün en az bir saat işlerini ertelediği iddiası için güvenilir bir akademik kaynak bulamadım. Bu nedenle artık bu oranı kullanmıyorum.
Yine de ertelemenin çalışma hayatında sık karşılaşılan bir konu olduğu açık. Bir e-postayı göndermeyi, zor bir konuşmayı yapmayı, rapora başlamayı veya karar vermeyi erteleyebiliyoruz. Koçluk çalışmalarımda da bu konu sık sık gündeme geliyor.
Mesele yalnızca zamanı yönetmek değil
Erteleme uzun süre planlama veya zaman yönetimi sorunu olarak ele alındı. Araştırmalar ise duygu düzenlemenin de bu davranışta önemli bir yeri olduğunu gösteriyor.
Bir görev bize sıkıcı, zor, belirsiz veya kaygı verici gelebilir. Başarısız olmaktan, eleştirilmekten veya yanlış karar vermekten çekinebiliriz. Görevi ertelediğimizde bu rahatsızlıktan kısa bir süreliğine uzaklaşırız.
O anda kendimizi biraz daha iyi hissederiz. Fakat görev ortadan kalkmaz. Sonuçları gelecekteki hâlimize kalır.
Süre daraldıkça stres, suçluluk ve kaygı artabilir. Araştırmalar erteleme ile stres ve olumsuz duygular arasında ilişki bulunduğunu gösteriyor. Ancak bundan ertelemenin herkeste doğrudan fiziksel veya ruhsal bir hastalığa yol açtığı sonucu çıkarılamaz.
Ertelemeyi insanın kendi kendisini sabote etmesi olarak tanımlamak mümkün. Yine de bu ifadeyi dikkatli kullanmak gerekir. Kendimizi suçlamak, davranışın altında yatan nedenleri anlamamızı zorlaştırabilir.
Ertelediğim bir işle nasıl çalışıyorum
Ertelediğim önemli bir iş olduğunda kendime bazı sorular soruyorum. Bu, benim kullandığım kişisel bir çalışma. Kanıtlanmış bir tedavi yöntemi olduğunu söyleyemem. Bununla birlikte görevi açık biçimde tanımlamak, sonuçlarını değerlendirmek ve küçük adımlara ayırmak, erteleme için kullanılan bazı bilişsel davranışçı yaklaşımlarla örtüşüyor.
Önce neyi ertelediğimi açıkça belirliyorum.
“Raporu bitirmeliyim” gibi geniş bir ifade yerine “Raporun giriş bölümünün ilk taslağını yazmalıyım” diyorum.
Ardından bu görevin bende ne uyandırdığına bakıyorum.
Bu işin hangi kısmı bana zor geliyor?
Görev sıkıcı mı, belirsiz mi, yoksa gözümde fazla mı büyüyor?
Başarısız olmaktan, eleştirilmekten veya yanlış karar vermekten mi çekiniyorum?
Bu işi ertelediğimde kısa vadede ne kazanıyorum?
Onun yerine ne yapmayı tercih ediyorum?
Buradaki amacım kendimi sıkıştırmak veya yargılamak değil. Neden kaçındığımı daha açık görebilmek.
Daha sonra iki liste hazırlıyorum. Birinci listeye görevi tamamladığımda ortaya çıkabilecek sonuçları yazıyorum. İkinci listeye ise tamamlamadığımda karşılaşabileceğim sonuçları ekliyorum.
Bunu yaparken yalnızca kendimi düşünmüyorum. Ailem, arkadaşlarım, iş arkadaşlarım veya yöneticilerim açısından da sonuçların ne anlama gelebileceğini değerlendirmeye çalışıyorum.
Sonra görevi gerçekten yapmak isteyip istemediğime karar veriyorum.
Görev önemli ve gerekliyse ne zaman başlayacağımı belirliyorum. Artık anlamlı veya gerekli değilse sürekli taşımak yerine bilinçli biçimde listeden çıkarıyorum. Bir işi düşünerek listeden çıkarmak ile farkında olmadan ertelemeye devam etmek aynı şey değil.
Son olarak kolay ve somut bir ilk adım seçiyorum.
Dosyayı açmak, gerekli belgeyi bulmak, ilk paragrafı yazmak, randevu istemek veya yalnızca on dakika boyunca o işle ilgilenmek başlangıç olabilir.
Küçük bir adımın geri kalan her şeyi kendiliğinden başlatacağını söyleyemeyiz. Ancak işe başlamayı kolaylaştırabilir ve gözümüzde büyüyen görevi daha yönetilebilir hâle getirebilir.
Ne zaman destek alınabilir
Erteleme sürekli hâle geliyor ve iş, eğitim, sağlık, mali durum veya ilişkiler üzerinde belirgin sorunlar yaratıyorsa profesyonel destek düşünülebilir.
Araştırmalar, özellikle bilişsel davranışçı müdahalelerin sorun yaratan ertelemeyi azaltmada yararlı olabileceğini gösteriyor. Bununla birlikte bu alandaki araştırmalar henüz sınırlı. Her yöntem herkes için aynı sonucu vermeyebilir.
Koçluk, hedefi netleştirmek, davranışları gözlemlemek, seçenekleri değerlendirmek ve kişinin verdiği kararları takip etmesini desteklemek açısından yararlı olabilir.
Ancak ertelemeye yoğun kaygı, depresyon, dikkat sorunları veya günlük yaşamda belirgin bir bozulma eşlik ediyorsa koçluk ruh sağlığı desteğinin yerine geçmez.
Belki de başlangıç noktası kendimizi suçlamak değil, kendimize dürüstçe şu iki soruyu sormaktır.
Şu anda hangi rahatsızlıktan kaçıyorum?
Önem verdiğim şeye yaklaşmak için bugün atabileceğim en küçük adım nedir?




Yorumlar