Dasein ve Kaygı
- Bozkurt Cendey

- 11 Ağu
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 5 gün önce

Klinik Psikoloji yüksek lisansım sırasında, Dr. Halis Özerk’in bir dersinde Dasein kavramıyla tanıştım. Halis Hoca’nın değerlendirmeleri bende her zaman yeni düşünce pencereleri açmıştır. Dasein da üzerinde uzun süre düşündüğüm kavramlardan biri oldu.
Dasein, Martin Heidegger’in 1927 yılında yayımlanan Varlık ve Zaman adlı eserinin temel kavramlarından biridir. Almancada gündelik olarak “orada olmak” anlamına gelen bu sözcük, Heidegger’in felsefesinde yalnızca varoluşun karşılığı değildir. İnsanın dünyada bulunma, kendisiyle, başkalarıyla ve yaşamın sunduğu imkânlarla ilişki kurma biçimini ifade eder.
Heidegger insanı dünyadan ayrı, yalnızca düşünen bir varlık olarak ele almaz. İnsan her zaman belirli ilişkilerin, koşulların, sorumlulukların ve imkânların içinde yaşar. Geçmişiyle biçimlenir, geleceğe doğru yönelir ve seçimleriyle kendi yaşamına katılır.
Bu yaklaşım, insanın kendi hayatıyla kurduğu ilişki hakkında önemli sorular doğurur.
Nasıl bir yaşam sürdürüyorum?
Seçimlerim gerçekten bana mı ait?
Başkalarının beklentileri kararlarımı ne ölçüde belirliyor?
Değiştirebileceğim imkânların ne kadarını kullanıyorum?
Sonlu bir yaşamım olduğunu bilmek seçimlerimi nasıl etkiliyor?
Heidegger’in düşüncesinde kaygı sıradan bir korkuyla aynı değildir. Korkunun çoğunlukla belirli bir nesnesi vardır. Kaygıda ise insan kendisini alışılmış rollerin, güvencelerin ve açıklamaların ötesinde, kendi imkânları ve yaşamının belirsizliğiyle karşı karşıya bulabilir.
Bu nedenle Heidegger kaygıyı yalnızca ortadan kaldırılması gereken olumsuz bir duygu olarak görmez. Kaygı, insanın kendi yaşamına ve seçimlerine daha doğrudan bakmasına imkân verebilen varoluşsal bir deneyimdir.
Rollo May de kaygı konusunda benzer bir ayrım yapar. May’e göre tehditle orantılı olan kaygı yaşamın doğal bir parçasıdır ve yapıcı biçimde ele alınabilir. Tehditle orantısız hâle gelen ve kişinin yaşamını sınırlandıran kaygıyı ise sağlıksız olarak değerlendirir.
Bununla birlikte varoluşsal kaygı ile klinik kaygı bozukluklarını birbirine karıştırmamak gerekir. Sürekli, yoğun ve kontrol edilmesi güç kaygı kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini veya çalışma kapasitesini etkiliyorsa bu durum yalnızca felsefi bir sorgulama olarak ele alınmamalıdır. Bir ruh sağlığı uzmanından destek almak gerekebilir.
Dasein kavramı kaygının nedenini tek başına açıklamaz ve kaygıyı ortadan kaldıracak bir yöntem sunmaz. Ancak insanın kendi yaşamındaki seçimlere, sorumluluklara ve imkânlara daha dikkatli bakmasını sağlayabilecek felsefi bir çerçeve sunar.
Belki de mesele kaygıdan bütünüyle kurtulmak değildir.
Kaygının bize neyi gösterdiğini, hangi seçimleri ertelediğimizi ve nasıl bir yaşamı gerçekten sahiplenmek istediğimizi anlayabilmektir.




Yorumlar